Bir süredir teknoloji bloglarını kaplayan “Steve Jobs ölüm döşeğindeymiş” tartışması Jobs’ın yoğurtçusunu bulup konuşturmaya kadar gitmişti.
Apple CEO’su Steve Jobs bugün Apple çalışanlarına bir mektup yayınlayarak ölmediğini ama zayıfladığını bunun da hormonlarındaki bir dengesizlikten kaynaklandığını açıkladı.
Peki bu açıklama söylentileridurduracak mı? Görünen o ki gizemli hormon dengesizliği Jobs’ın sağlığıyla ilgili daha çok şey yazılmasına sebep olacak.
Çok uzun süre İnternet üzerinde kimliğimizi gizleyerek, kimi iddialara göre kendimize karanlık ikinci kimlikler oluşturarak yeraldık. Anlamsız, karışık ya da fazla imalı “nick”lerle anlaşmaya çalıştık. Neyse ki bunun anlamsız bir şey olduğunu anladık ve artık ismimizle, resmimizle sosyal ağ sitelerinde yeralıyoruz ve “bilinmenin” keyfini sürüyoruz.
Herşey iyi hoş ama ufak bir sorunumuz var. Resmimizle yeralmak istediğimiz sitelerin her biri bizden farklı büyüklükte imaj istiyor. İşi grafik tasarım olan biri için kolay bir iş olsa da diğerleri için büyük bir resimden uygun boyutlarda bir “vesikalık” çıkarmak uğraştırıcı ve sıkıcı bir iş. Üstelik profil resimlerimizi belli aralıklarla değiştirmeyi sevdiğimizden bu iş daha da sıkıcı olabiliyor.
İşte tam bu noktada mypictr sitesi imdadımıza yetişiyor. Siteye resminizi yüklüyorsunuz, eklemek istediğiniz sosyal siteyi (Facebook, MySpace, XING, LinkedIn, Youtube, Last.fm…) listeden seçiyorsunuz, resminiz üzerinde beliren kutucuğu gezdirerek kesmek istediğiniz bölümü belirliyorsunuz. Daha iyi bir seçim için resminizi küçültüp büyütebilir ya da listede olmayan ölçülerde bir resim istiyorsanız kendi ölçülerinizi girebilirsiniz. Herşey iyi gözüküyorsa pictrit düğmesine basıyorsunuz ve bir kaç dakikada sosyal profil resminiz hazır. Zahmetsizce ve ücretsiz.
ShareThis şirketinin verdiği hizmeti eğer bloglarda geziyorsanız ya kullanmışsınızdır ya da ikonunu görmüşsünüzdür. Anafikir şu: İnternette bulduğunuz bazı sayfaları kaybetmek istemiyorsunuz. Aynı zamanda arkadaşlarınızla ya da bu sayfalarla ilgilenebilecek İnternet kuşlarıyla paylaşmak istiyorsunuz. Tarayıcıların “Favoriler” ya da “Yer İmleri” fonksiyonları tam işinizi görmüyor. O yüzden del.icio.us, Digg ya da Facebook, MySpace gibi sosyal ağları kullanıyorsunuz. Bu ekleme sizin için ne kadar kolay olursa o sayfayı paylaşım sitelerine eklemeye o kadar istekli oluyorsunuz. İşte ShareThis burada devreye giriyor. Blog yazarları sayfalarına ShareThis widget’ını ekliyorlar ki ziyaretçileri onları tek tıklamayla onlarca sitede paylaşabilsin. Sharethis hem yayıncı hem de ziyaretçi için işleri çok kolaylaştırıyor. Üstelik ücretsiz.
Benim için ShareThis bir Wordpress plugin’iyken bazıları için daha büyük anlamlar taşıyormuş. Draper Fisher Jurvetson ShareThis’e tam 15 milyon dolarlık bir risk yatırımında bulundu. 2007′de Round A’de topladıkları 6 Milyon dolarla beraber elde ettikleri toplam risk sermayesi 21 Milyon doları buldu. Blogger, Wordpress, Typepad gibi önde gelen servislerinin tercih edilen paylaşım aracı ShareThis “social” patlamasıyla beraber paylaşımın “her şey” olduğu platformların önemli bir tamamlayıcısı olmaya aday. ShareThis düğmesinin kullanımının her ay %50′den fazla artması da bunun bir göstergesi.
Peki ShareThis nereden para kazanıyor, nasıl bir gelir modeli var ki bu kadar yatırım çekebiliyor? Şirketin elindeki en büyük değer aylık 26 Milyon tekil kullanıcının yarattığı 100 Milyondan fazla gösterim. Ciro yaratmakla ilgili CEO Tim Schigel, ücretli hizmetler ve reklam seçeneklerini araştırdıklarını söylüyor.
Amerika’da Facebook ve MySpace‘den sonra üçüncü sırada gelen sosyal ağ sitesi Bebo, AOL tarafından 850 Milyon dolar nakit karşılığında satın alındı.
Bebo en kuvvetli olduğu İngiltere pazarında Facebook’tan sonra ikinci sırada. Comscore verilerine göre aylık 22 Milyon tekil ziyaretçi, 11 milyar sayfa görüntülenmesine sahip Bebo’nun üyeleri sitede günde ortalama 40 dakika vakit geçiriyor. Şirket 40 milyon üyesi olduğunu iddia ediyor. Bebo, Mayıs 2006′da Balderton Capital’dan 15 Milyon dolar yatırım çekmişti.
Her ne kadar heyecan yaratan bir alım olsa da bu alımın AOL için çok da hayırlı olmayacağını düşünenler var. Bebo’nun yatay seyire girmesi, AOL Amerika dışında çok zayıfken Bebo’nun İngiltere’de güçlü olması (ama orada da birinci olamaması) iki şirketin güçlü taraflarını değil zayıf yanlarını birleştirdikleri , Bebo’nun sosyal ağ pazarındaki üçüncülüğünün zannedildiği kadar değerli olmadığı ve ödenen 850 milyon doların fahiş bir bedel olduğu yönünde eleştiriler var.
Her şeye rağmen AOL bu alımla, hızla büyüyen sosyal ağ pazarına girmiş ve İngiltere, İrlanda ve Yeni Zelanda gibi uluslararası genç İnternet kullanıcılarına ulaşma şansı bulmuş oldu.
Yok artık bu kadar da olmaz dediğinizi duyar gibiyim. Ama kendilerine Google Kilisesi diyen bir grup insan ciddi ciddi(!?) Google’ın Tanrı olmaya en yakın şey olduğunu iddia ediyorlar. Üstelik kanıtları var.
İşte Googlism‘in 9 kanıtı:
1. Google, bilimsel olarak doğrulanabilir HER ŞEYİ BİLEN (Omniscient) olmaya en yakın varlıktır. Google 9.5 milyardan fazla web sayfasını indekslemiş durumda
2. Google AYNI ANDA HER YERDEDİR. (Omnipresent)
3. Google duaları cevaplar. Herhangi bir sorunuzla ilgili Google’a dökün içinizi cevabı bir kaç saniyede önünüzde olacak.
4. Google ÖLÜMSÜZDÜR. Bizler gibi fiziki varlık değildir.
5. Google SONSUZDUR. İnternet teorik olarak sonsuza kadar büyüyecektir ve Google da indeksleyecektir.
6. Google herşeyi hatırlar. Milyarlarca web sayfasını hafızasında (cache) tutar
7. Google şirket politikası gereği kötülük yapmaz (Omnibenevolent)
8. “Google” kelimesi İntenette “God”, “Jesus”, “Allah”, “Buddha”, “Christianity”, “Islam”, “Buddhism” and “Judaism” kelimelerinden çok daha fazla aranmaktadır.
9. Google’ın varlığı apaçıktır, ispata gerek duymaz. http://www.google.com a girin yeter
Peki Googlism’de ölümden sonra hayat var mı? Evet düşüncelerimizi, fikirlerimizi İnternete aktardığımız sürece biz öldükten sonra da bunlar Google’ın hafızasında yaşamaya devam edecek..
Peki Google Tanrıysa şeytan kim? Cevap çok basit: Microsoft
Sizi bu dine bağlayabilecek çeşitli mucizeler (son anda Google sayesinde yetiştirilen ödevler vs.) ve oyalanmanızı sağlayacak dualar var.
Bunu basit bir şaka olarak da alabilirsiniz ya da inanç üzerine arkadaşlarınızla bir tartışmaya girebilirsiniz.
Eğer bir Türk olarak bir Googlist olmaya karar verirseniz sizi çeşitli zorlukların beklediğini şimdiden söylemeliyim. Google’ın Tanrı olduğuna inananlar mesela üniversitede Google’a girerlerse bu dini sembol olarak görülüp yasaklanacak mı? Laptoplar üniversite kapılarında toplanacak mı? Benim ninem köyde Altavista kullanıyordu bunlar da öyle yapsın denecek mi?
Bu haber tamamen sansasyonel “hacker” haberlerini sevenler için…
MTV‘nin bilgisayarlarına sızan “hain hacker”lar neler neler çaldı. Hayır ünlülerin gizli ve “çok özel” video çekimlerini ya da billur sesli şarkıcıların aslında nasıl böğürdüklerini gösteren sahne arkası videolarını değil.
Wall Street Journal‘ın haberine göre, 5,000 MTV çalışanının ad soyad, doğum tarihi, sosyal güvenlik numaraları ve maaşları gibi gizliliği olan bilgiler hem kızdığımız hem de hastalıklı bir şekilde hayran olmaya çalıştığımız hackerlar tarafından çalındı.
Facebook hesabınıza girdiniz ve yüzlerce davetle karşılaştınız. Evet bazıları dikkate değer ya da önemli. Tıpkı bir arkadaşınızdan gelen grup daveti ya da sizi Facebook’tan bulan eski bir arkadaşınızın “arkadaş olma” talebi gibi. Peki geriye kalanlar. Sizi zombi, vampir, kurt yapmak isteyen, size bira, sıcak patates, plaj topu gönderen, aynı dürtme işini yapan on ayrı dürtücü, arkadaşlarınız mı seksi, siz mi popülersiniz… yüzlerce davet. Ve siz de artık onları tek tek “IGNORE” etmekten bıktınız.
Bu durumda imdadınıza IgnoreAll.com sitesi yetişiyor. Buradaki Javascript bookmarklet‘e sağla tıklayarak bookmark/favorites’e ekle diyerek ya da tarayıcınızın bookmark çubuğuna sürükleyerek bir IgnoreAll düğmesi yaratıyorsunuz. Artık Facebook’a girdiğinizde tüm ilgilenmediğiniz davetleri bir tuşla geri çevirebilirsiniz.
Video paylaşım sitesi DailymotionHD kalitesine İnternetten erişim imkanı sunmaya başladı. HD videoları izleyebilmek için 2 Mbps band genişliğine ve güçlü bir işlemciye ihtiyaç duyuluyor.
2005 yılında kurulan Paris merkezli Dailymotion, video paylaşım pazarının lideri YouTube‘un en büyük rakibi durumunda. 2006 yılında 9.5 milyon Dolar, 2007′de 34 milyon Dolar yatırım çeken sitenin aylık yaklaşık 47 milyon tekil ziyaretçisi var.
Bir HD video örneğini aşağıda görebilirsiniz. İnternet bağlantınız ve bilgisayarınız HD’ye hazır mı?
Çok az televizyon seyrediyorum ona rağmen istediğim şeyleri seyredemiyorum. Çünkü haftanın başında elime bir TV rehberi alıp beğenme ihtimalim olan filmleri seçmeme ve ajandama işlememe imkan yok. Bir defa filmlerin tek satırlık tanıtımlarından hiç birşey anlaşılmıyor. (Aynı sorun yıllardır İstanbul Film Festivalinde de var) Tek tek IMDB‘den araştırmam gerek, o da büyük iş. Benim ihtiyaç duyduğum şey benim yerime beni iyi tanıyan birinin bu işleri yapması. Bu söylediğim saçma gelse de aslında biri bunu yaptı.
Emre Sevinç kendi “TV seyredememe” problemini şöyle tanımlamış
Hemen her akşam eve gittiğimde televizyonda keyfime uygun bir film olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Bu o kadar da hızlı yapabildiğim bir iş değil çünkü:
Ardından tek tek film listesindeki linklere tıklayıp filmlere dair bilgi almam gerekiyor. Hangi kanalda hangi saatte olduğunu öğrendikten sonra bazen de IMDb puanına bakmam gerekiyor.
Bundan sonra düşünüp taşınıp o gece için izleyeceğim bir ya da birkaç filmi seçmem gerekiyor.
Ardından da şöyle çözmüş.
…yukarıdaki işi benim yerime bilgisayarın yapabileceğini düşündüm ve bunun için makina öğrenme (machine learning) tekniklerini kullanan bir yazılım geliştirmeye başladım. Böylece ortaya çıkan yazılım benim yerime gidip film listesini inceleyebilecek ve benim tercihlerimi önceden öğrenmiş olarak bana o gün için güzel tavsiyelerde bulunabilecekti. Böylece tvrecommend sistemi doğdu.
Açık kaynak kodlu bu programı ücretsiz indirip kullanabilirsiniz hatta geliştirilmesine katkıda bulunabilirsiniz.
Youtube‘un başını çektiği video paylaşım pazarında işler kızışıyor. Buzzshed isimli site video seyretmeniz karşılığında size para teklif ediyor. Şaka değil sahici para. Siteye ücretsiz üye olduğunuzda size hayat tarzınız ve kişisel meraklarınızla ilgili bazı sorular soruyorlar. Bir reklamveren bir video yayınladığında eğer verdiğiniz bilgilere uygunsa size gönderiyorlar. Eğer seyrederseniz 30 cent kazanıyorsunuz. Şimdi diyebilirsiniz ki “yani oturup reklam mı seyredeceğiz”. Onlar da derler ki “ne yani surf yapan köpek videoları seyredesin diye mi sana para ödeyeceğiz.” Zaten ödeme yaptıkları arasında şu anda Türkiye yok. Önce Türkiye mi eklenir yoksa site mi kapanır çok da emin değilim. Hangi reklamveren parayla seyrettirilen reklamların işe yarayacağını düşünür ki.
Yeni bir iş kurmak bir çok riski içerir. Bir defa zamanınızın, paranızın ve ümidinizin çok büyük bir kısmını geleceği belirsiz bir işe harcayacaksınız. Peki buna değer mi? Bu iş size umduğunuz başarıyı getirecek mi?
Bu soruların cevabı kafanızı çok meşgul ediyorsa iki genç adamın Silikon Vadisinde kurdukları şirket ilginizi çekebilir. Kirill Makharinsky (21) ve Bob Goodson (27) YouNoodle.com adlı siteleri aracılığıyla diğer startup‘ların geleceğini şimdiden görebileceklerini iddia ediyorlar. Startup Predictor dedikleri bir yapay zeka uygulamasıyla yatırımcıların en doğru işlere para yatırmalarını sağlayabileceklermiş.
YouNoodle is developing a model based on rigorous mathematical analysis of historical data to identify patterns in the founding teams of early-stage startups. Our A.I. will complement the irreplaceable human component of the investment process. www.younoodle.com
Fikir ilk başta çok olağanüstü gelse de işin kurtları pek de etkilenmişe benzemiyorlar. Risk sermayedarı ve blog yazarı Paul S. Kedrosky “Eğer bu gerçekten işe yarayan bir fikirse önce kendilerinin yatırımcı bulabilmeleri gerektiğini” söyledi. Michael Arrington biraz daha acımasız davranarak “Younoodle kendi kaçınılmaz başarısızlığını tahmin edebilecek mi” diyerek eğer bu sistem gerçekten çalışıyorsa ve Younoodle girişimcileri kendi startupları üzerinde çalıştırdıklarında”başarısızlık” veriyorsa sistemin çalıştığına inanacağını söyledi.
Başa dönersek bu “makine”, eğer “çalışırsa” girişimcilerin işine yarayacak mı? Korkarım girişimciler gene tüm riskleri üstlenip başlamak zorundalar. Çünkü bu makinanın tahmin yapabilmesi için veriye ihtiyacı var. Ama yatırımcılar risk oranlarını düşürebilirler. Bu da daha az startup’a yatırım yapılması demek tabi.
Bu soruya verilecek ilk tepkiler herhalde “imkansız”, “hayır olamaz!” şeklinde olacaktır. İnternetin çıkışıyla müşterisine ulaşmak için muazzam bir kanala sahip olan Porno endüstrisi çok yol katetti. İnsanoğlunun tabiatı gereği (diyelim) mesela arama motorlarında en çok aranan terimler “soğukfüzyon” “nanoteknoloji” falan olmadı da “Paris Hilton video“, “Pamela Anderson video” gibi şeyler oldu. Hatta İnternetin sadece “yaramaz” işler için olduğunu düşünen çok kimse var.
Peki ne oldu da pornonun tahtının sallandığını iddia eden bir başlık attım? Herşeyden önce içiniz rahat olsun, porno endüstrisi büyük ihtimalle tarihin en eski iş kollarından biri olarak uzun süre yaşayacak. Ama enteresan şey şu, AOL arama sonuçları kategorileri sıralandığında porno üçüncü sıraya düşüyor. Birinci sırayı eğlence, ikinci sırayı alışveriş alıyor. Bu da İnternetteki büyümenin eğlence ve alışverişe çok yaradığını gösteriyor.
#Arama kategorileri ve oranlar Entertainment 12.60% Shopping 10.21% Porn 7.19% URL 6.78% Research 6.77% Misspellings 6.53% Places 6.13% Business 6.07% Health 5.99% News&Society 5.85% Computing 5.38% Orgs&Inst 4.46% Home&Garden 3.82% Autos 3.46% Sports 3.30% Travel 3.09% Games 2.38% Personal Fin 1.63% Holidays 1.63% Other 15.69%
Tabii ilk sorunuz “nerede” olacak biliyorum ama bunun cevabını biraz dolambaçlı vermek istiyorum.
Klasik geyik konumuz “Neden Türkiye’den Google/Facebook/… çıkmıyor?” sorumuzun cevabıyla başlıktaki konu alakalı. Türkiye’den çıkmadığı gibi mesela Fransa’dan da çıkmıyor hatta Amerikanın çoğu yerinden de. (Türkiye dahil olmak üzere bir çok ülkede güzel işler yapılıyor tabii ama, ama o kadar) Peki nereden çıkıyor bu işler?
Asıl adı San Fransisco Körfez Bölgesi olup da hepimizin Silikon Vadisi olarak bildiği yerden. Peki dünyanın en zeki mühendisleri burada mı doğup büyüyor? Aslında tam da değil. Bir defa Amerikan kültürü girişimciliği özendiren ve ödüllendiren bir sistem (RUH). İkincisi girişimcilere yatırım yapmak için kurulmuş risk sermayesi şirketleri var(PARA). Üçüncüsü evet kendini bilgisayarlara adamış insanlarla dolu bir yer (İŞGÜCÜ). Ve en önemlisi Stanford Üniversitesi burada (BİLGİ). Şu an “Google-killer” ya da “the next big thing” olmak için uğraşan ekiplerde işi kod yazmak olmayan Stanford öğrencileri var. Bunlar “iş” tarafını toparlayıp parlak bir fikri yatırımcıların para yatırabileceği hale getiriyorlar.
İlk sorumuza dönersek Girişimcilik Haftası 22-29 Şubat 2008 tarihleri arasında Stanford Üniversitesinde yapılıyor. Gitme fırsatınız varsa zaten kaçırmayacaksınızdır. Belki oralarda yaşayan bir tanıdığınızı ikna edersiniz. Nasıl olsa bütün etkinlikler ücretsiz.:)
Biz Türklerin Amerika’yla bir “aşk-nefret” ilişkisi vardır. Amerika’nın tüm dünyayı yönetirken bizi de yönetmesine öfkeleniriz, bor madenlerinden petrole, ekonomik durumdan, politik meselelere her konuda başarısızlıklarımızı Amerika’ya bağlarız. Bir yandan askeri alımlarımızın büyük kısmını Amerika’dan yaparız, Amerikalıların bulduğu geliştirdiği, tükettiği herşeyin peşine düşeriz.
Amerika’da yakın bir zamanda seçim var ve aday adayları ön seçimlerle hem kendi güçlerini gösteriyor hem de popülaritelerini arttırmaya çalışıyorlar. Bir çok konuda görüşlerini en baştan açıklayıp oylarını arttırmaya çalışıyorlar.
William Hurley blog‘unda değişik bir anket başlattı. Hangi aday “açık kaynak” için en iyisi? Açık kaynak meselesi bir takım bedavacıların ya da bilgisayar farelerinin işi olmaktan çok zaman önce çıktı ve IT endüstrisinde önemli meblağlara ulaşan bir ekonomiye sahip. Hurley’in deyişiyle acaba herhangi bir aday “açık” ve “kaynak” kelimelerini aynı cümlede duydu mu?
Bu enteresan oylamanın sonuçlarını buradan takip edebilir hatta oy verebilirsiniz.
Toshiba ile Sony arasındaki kanlı DVD format savaşını Sony Blue-Ray ile kazandı. Henüz resmi açıklama gelmese de Toshiba’nın tüm faaliyetlerini durduracağı ve pazarı Sony’ye teslim edeceği konuşuluyor.